KIYAMET MUCİZE

1939 Depremi’nde şehir yerle bir olup eksi 30 derecede yardımsız kaldığında, hapishanedeki mahkumlara ne oldu biliyor musunuz? Savcı ‘Kapıları Açın’ Dedi, Kimse Kaçmadı! İşte Türk Sosyoloji Tarihine Geçen O ‘Şeref’ Hikayesi…
Tarih 27 Aralık 1939… Erzincan adeta yerin dibine girdi. 40 bin can yitip giderken, bir cezaevinin kapıları sonuna kadar açıldı. İçeride katiller, hırsızlar, eşkıyalar vardı; ama hepsinin içinde bir ‘insan’ yaşıyordu. İşte eski Başbakan Mesut Yılmaz’ın amcası Savcı İzzet Akçal’ın o devrim niteliğindeki kararı ve sonrasında yaşananlar…
Türkiye’nin en karanlık gecelerinden biriydi. Erzincan 7,9 ile sarsıldığında şehir haritadan silinmiş, ayakta kalan sadece Almanların yaptığı istasyon binası ile tek katlı hapishane olmuştu. Dışarıda mahşer yeri yaşanırken, hapishanenin parmaklıkları ardında bambaşka bir dram yaşanıyordu.
Dönemin Erzincan Cumhuriyet Savcısı İzzet Akçal, eşine az rastlanır bir cesaretle mahkumları avluda topladı. Karşısında her türlü suçtan hüküm giymiş 241 mahkum vardı. Akçal onlara hayatlarının teklifini yaptı:
“Sizi şimdi kurtarma çalışmalarında görev almak üzere serbest bırakacağım. Köyüne gitmek isteyen gitsin, ailesine baksın. Ama bir şartım var: Hiçbiriniz kaçmayacaksınız. Canla başla çalışacak, işiniz bitince buraya döneceksiniz!”
Kapılar açıldı, mahkumlar şehre yayıldı. Günlerce, gecelerce dondurucu soğuğa rağmen tırnaklarıyla toprağı kazıdılar. Katili, hırsızı, eşkıyası; hepsi birer can kurtarma neferi oldu. Yorgunluktan yere yığılana kadar çalıştılar ve her akşam, istisnasız her biri, “söz namustur” diyerek cezaevine geri döndü.
İsmet İnönü’nün Şahit Olduğu O An: “Beni Trene Alın, Sözüm Var!”
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü şehre geldiğinde, istasyon yakınlarında bir kargaşaya şahit oldu. Bir mahkum, İnönü’nün trenine binmeye çalışıyordu. Muhafızlar engellemek isteyince mahkum bağırdı: “Efendim, ben Savcı Bey’e kaçmama sözü verdim! Erzincan’a dönüp kurtarma çalışmalarına katılmam lazım, beni de trene alın!” İnönü gördükleri karşısında donup kaldı, mahkumu bizzat yanına alarak şehre götürdü.
Kurtarma çalışmaları bittiğinde Savcı İzzet Akçal sayım yaptı. Sonuç sarsıcıydı: Mevcut 241, gelen 241! Tek bir kişi bile özgürlüğü seçip kaçmamıştı. Bu sadakat karşısında devlet sessiz kalmadı. 26 Nisan 1940’ta çıkarılan özel bir afla, bu “şerefli” mahkumlar özgürlüklerine kavuştu.
Erzincan depreminin bu hikayesi, sadece bir kurtarma operasyonu değil; bir devletin mahkumuna duyduğu güvenin ve o mahkumun devletine verdiği sözün hikayesidir. Mahkumlarını bile organize edip can kurtaran bir devlet yapısından; bugün on binlerce gönüllüsünü koordine etmekte zorlanan bir yapıya evrilmemiz ise tarihin en acı notu olarak hafızalardaki yerini alıyor.
Sence bugünün şartlarında böyle bir güven bağı kurmak mümkün mü? Yorumlarda buluşalım. HABER. ERTUĞRUL. DEMİR
















